
Raphanus raphanistrum L.
Eşek turpu
Eser tekniği
Kâğıt üzeri suluboya
Boyutları (boy x en cm):
76 x 56 cm
Kısımlar ve ölçek bilgileri
[A] Genel görünüş (x1)
Ressam
Ferzan Süngütay
Anadolu’da ‘turpotu’, “yabani turp” ya da “ekşi turp” gibi adlarla bilinen eşek turpu (Raphanus raphanistrum), özellikle yol kenarlarında, nadas alanlarında ve ekili tarlalarda kendiliğinden çıkan, arsız büyümesiyle dikkat çeken bir bitkidir. Birçok bölgede ilkbaharda çiçeklenmeden taze yaprakları toplanarak kavurma, sulu yemek, yoğurtlama şekillerinde sofralarda yerini alır, , yer yer hayvan yemi olarak da kullanıldığı görülür. Ege’de pazar tezgahlarında sıkça rastlanan bir yemeklik ot çeşididir, diğer otlarla karışık da tüketilir.
Tarımsal alanlarda yaygın biçimde görülmesi, bu bitkinin kimi zaman “arsız ot” olarak nitelendirilmesine yol açar. Ancak eşek turpu, yalnızca rekabetçi bir tür değil; aynı zamanda doğal ekosistemlerin parçası ve önemli bir genetik kaynak olarak da değerlendirilmelidir. Kültür turplarıyla olan yakın akrabalığı ve çevresel stres koşullarına dayanıklılığı sayesinde, kuraklık, toprak fakirliği ve zararlılara karşı dirençli çeşitlerin geliştirilmesinde potansiyel sunar. Bu nedenle, hem biyolojik çeşitliliğin korunması hem de gelecekteki tarımsal sürdürülebilirlik ve gıda güvenliği açısından dikkatle izlenmesi gereken bir türdür.
Ressamın Anlatımıyla
Ferzan Süngütay: “Anadolu'nun bitki mirası çalışmalarına katıldığımda, topraklarımıza özgü olan, küçük pazarlarda zar zor bulacağımız, tanınmayan ama lezzetli otlar arayışım bahçemde her sene ot mücadelesi olarak gördüğüm bitkilerin içinden çıktı. Yabani otlar olarak mücadele ettiğimiz yeşilliklerin zenginliği beni şaşırttı. Otların fotoğraflarını çekerek günlerce araştırma yaptım ve eşek turpuna karar verdim. Kendine has baharatlı tadı ile sofralarımızda yer verebileceğimiz yenilebilir, vitamin değeri yüksek, farmakoloji olarak kullanılabilecek özellikleri olan bir bitkiydi. Küçük narin fazla ilgi çekmeyen gizli güzelliği olan sarı veya beyaz çiçekleri vardı. Çalışmalarım neticesinde bahçemdeki yabancı bitki ile tanışma sürecim başladı. Önce yaprağı tanımak ile başladım. Masam yapraklarla dolmuştu renklerini, şekillerini, diziliş özelliklerini gözlemledim. Yaprağın deneme suluboya çalışmasını yaptım. Yaprakla tanıştım. Daha sonra dallar ve çiçekler geldi.
Kompozisyon; yüzlerce çektiğim fotoğraflar ve bir türlü beğenemediğim eskizlerle yapılan savaşım. Onlarca çizimden sonra doğa kendi kompozisyonunu sundu. Çok güzel bir daldı. Dal bahçede ben stüdyo da aramızda epey mesafe var. Bahçede çalışmam mümkün değil. Dalı topraktan nazikçe çıkarıp bir saksıya aldım. Doğal gün ışığında fotoğrafladım. Günlerce süren eskiz çalışmalarım sonucunda kompozisyonuma eklemeler yaparak son şeklini verdim. Suluboya serüvenim başladı. Aylarca çalıştım çok ince fırçalarla detaylı bir çalışma yaptım.
Bu çalışma bana ne öğretti; ilk önce sabır, titizlik suluboyanın vazgeçilmez ikilisi. Bakış açısı; “mış” gibi yaşamamayı öğretti. “Mış” gibi yapınca o sabrı ve titizliği göstermeyince yaşamımda yaptığım tercihlerimde de hata yapabileceğimi gösterdi. Eşek turpunun botanik resmini yapmaya çalıştım, kültürel mirasımız olan bu bitkinin insan sağlığına ve beslenme zincirinde yer alabilmesi için dikkat çekmesine katkıda bulunabileceğimi umut ediyorum.”